Skip to content

KAÇIŞ

İzole olmayı becerebilmek ya da yalnız kalmak, yaratıcılığın bir koşulu mudur? “Tek bir doğru yok. Böyle bir ortamda nasıl bireysel olunur ki? Herkes Marcel Proust değil sonuçta. Daha iyi yazabilmek için tam konsantrasyon sağlayıp yataktan hiç çıkmadan, neredeyse bedeniniz çürüyecek kadar kitap yazmak… Yalnızlık kötü bir şey. Bu durumda kendinizi gösterebileceğiniz bir mecra bulmak çok zor.

Strateji geliştirmek gerekiyor; ancak bu kelime bile askeri bir terim. Kendimizi sürekli örgütlenmeler ve militer terminoloji üzerinden ifade etmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda kelimeler ve onların anlamlarıyla da bir savaş vermemiz gerekiyor. Sizi başarıya götürecek tek şey, yalnızca bir bandrol. Onların sizi önemseyebileceği, kayıt altında tutabileceği, ne yapmanız ya da yapmamanız gerektiğini rahatça söyleyebileceği; aynı zamanda sizi maddi ve manevi anlamda tatmin edebileceği bir dünya yaratmaları gerekiyor.

Onaylanma ve kabul görme hissi, adeta ekmek ve su gibi temel bir ihtiyaç. Bundan kaçış yok. Peki, bu durumda yaptığımız işi bırakmamız mı gerekiyor? Neyse ki hâlâ dürüst ve iyi insanlar var. Kendini tüm bu sistemin dışında tutabilmiş, yaptığı şeylere inatla tutunan insanlar… Ancak onların da yaşadıklarını bir trajedi gibi görmemek lazım. Bağımsız olabilmek için tamamen bu karmaşanın içine battıklarını düşünmesinler.

Bu noktada biraz umut ışığı belirdi gibi. Yine de her şeye rağmen dirençli olmak şart. Ayça’nın sözleriyle: “Neşenin zekâyla parlatıldığı her ses ve melodiye Platform’dan kulak kabartalım!”

POR SİPİ