Gözün gözü görmediği karanlıklardır , gece üç beş nöbeti, baykuşları duyarsın, bir de nefesini.. Sokaklar; yalnız bir çingene çocuğu dur, yalınayak..
Düşüverirsin kucağına zifiri karanlığın. Gecelerin de tadını ka çırır büyük şehirler… Ya tüm elektriği çekilir de bedeninden; söner sokak lambaları,ya da bulmuşsundur en kuytusunu arka sokakların. Öbür türlü uzak sana karanlıkların..
Gözün gözü görmediği karanlıklardır , siyahta silinmenin tevekkülü sıktıysa, sıkarsın var gücünle göz kapaklarını,avucunda ufuksuz karanlıkların, açtığında gözlerini tek kârın ; körleri artık anlıyor olmandır ..
Gözün gözü görmediği karanlıklardır , ne ekmektir aradığın ne de su; sadece aydınlık.. Işık, karanlığın düşmanı değil çocuğudur derler Yunan mitolojisinde… Karanlık kendini çoğaltmak için dünyaya ışığı gönderir..
Âşık…! Gün gelir anlarsın, vazgeçtiğin gündür düştüğün kuyuda yol almaktan derine. Yalancı rüyalardan arındığın, gerçeğe sarıldığın gün.
Anlarsın, şu hayırsız karanlığa bu manasız iştahın , sonu gelmeyen bir seraptır ..
Ve ne demiş Descartes “unutma, sana ışık tutanlara sırtını dönersen; göreceğin tek şey kendi karanlığındır.”
ışığın karanlığındır…

